Arka Planı Göster/Gizle
İKİZDERE 6NCI ÇAĞRANKAYA YAYLASI KAR YÜRÜYÜŞÜ FESTİVALİ | Raporu

RİZE İKİZDERE 6. ÇAĞRANKAYA KAR YÜRÜYÜŞÜ FESTİVALİ

24-27.02.2017

 

  

     Bir yaz günü Poyraz Doğa sayfasında "Rize İkizdere Çağrankaya Kar Yürüyüşü Festivali" etkinliğini gördüm. Detayları fazla incelemeden kaydımı yaptırdım. Poyraz Doğa'dan 3 kişi katıldık etkinliğe ve etkinlik gününe kadar Bünyamin ŞAHİN ara ara sürekli bilgilendirme yaptı.

     24 Şubat Cuma günü sabahı Trabzon Havaalanı'na indik. Uçakta pencere kenarına oturursanız ve hava uygunsa karlı dağları izleyebilirsiniz. İndikten sonra biz epey bir bekleme süresi geçirdik alanda, diğer katılımcıların da gelmesi için sanırım. Havaalanındaki organizasyonun sağladığı minibüse o sırada kimler varsa biniyor. Ücret 250 liraydı sanırım. Kaç kişiyseniz aranızda bölüşüp şoföre veriyorsunuz. Ve Rize'ye doğru yola çıkıyorsunuz. Ama siz hiç beklemeyip havaalanından minibüslerle gidip merkezi gezebilirsiniz.

     Biz şanslıydık hoş sohbet ve bilgili bir şoförümüz vardı. Rize yolu üzerinde Şimşirler Köyü'ne bağlı Maden Suyu bölgesinde durup tahta bir köprüden geçip çeşmeden doğal maden suyu içtik.

     İkizdere'ye vardığımızda çok açtık ve şırıl şırıl akan derenin kenarında çok lezzetli yemekler yedik. Hesabın azlığına şaşırdık ama itiraz etmedik tabi ki... :)

     İkizdere'ye geldikten sonra Ridos Otel'e 7 km. daha yol olduğunu söylemek gerek. Zaman zaman buzlu, karlı ama güzel manzaralı ve sürekli akan derenin sesi eşliğinde otele vardık. Otelde 2 kişilik güzel manzaralı odama bavulumu bıraktım. Tanımadığım İzmir'den gelecek olan oda arkadaşım henüz gelmemişti. En güzel yatağı kaptım tabi ki... :)

     Bizi getiren minibüs şoförümüz bekliyordu ve biz Bünyamin Bey, Eyüp Bey ve ben tekrar İkizdere'ye indik. İkizdere'nin pazarı kuruluydu ve pazarı dolaştık. İkizdere'deki dükkanlarda her şey bulmak mümkün. Hırdavatçıda trekking pantolonu, markette tozluk, tamircide yağmurluk, şort filan gibi...

Dolaşıp, Irmak Kafe'de oturup kahve ve çaylarımızı içtik. Çaylar lezzetliydi gerçekten. Suyundanmış. 2 günlük konaklamalı yürüyüşümüz için alışverişimizi de yaptıktan sonra dönüş yoluna geçtik.

     Tepelere doğru kıvrıla kıvrıla çıkan karlı, buzlu, şırıltılı dere kenarından manzaraya doyarak ve temiz havayı ciğerlerimize doldurarak Ridos Otel'e doğru yürümeye karar verdik. Yani ben mecburen onların kararlarına katıldım diyeyim. :)

Yol boyunca bazen buzlanma nedeniyle yürümek zor olsa da zevkli, keyifli bir yürüyüştü. Biz yürürken 5-6 araç durup yukarı çıkarmayı teklif etti. Sağolsunlar...

Bünyamin Bey hepimizden önce atlayıp "gerek yok, yürüyoruz, teşekkür ederiz" dediği için yürümeye devam ettik. Ya belki ben kültürleri tanımak adına bir arabaya binip sohbet ede ede gitmek istiyorum. Değil mi? 7 km. yürüyüp antreman yapmış oldum. :)

     Neyse efendim. Odama tekrar çıktığımda oda arkadaşım gelmişti. Miyase Hanım, gerçekten çok iyi bir oda arkadaşı oldu. Bu arada isterseniz tek kişilik oda tutuyorsunuz. Ben tek kadın katılımcı varsa ve isterse biriyle kalabileceğimi söylemiştim. Çift kişilik odada tek kişi 1 gece 90 lira, tek kalırsanız 180 lira. 2 gece kalınca 360 lira oluyor. Sayısalcı olduğum belli oluyor, değil mi? Ben de bir oda arkadaşı iyi olur diye düşündüm.

     Akşam otelde güzel bir akşam yemeği yiyip, biraz sohbet edip, azıcık da canlı müzik dinledikten sonra odama çıktım. Ve mışıl mışıl uyudum.

     Sabah 06:00'da kahvaltıya indik. 07:00'de de yürüyüşe hazır bir şekilde minibüslerde olmamız gerekiyordu. Bu arada minibüsler bu etkinlik için çalışıyor. Normalde sürekli minibüs geliş gidişi yok.

     Sırt çantamı hazırladım. 2 günlük yiyecek, uyku tulumu, yedek giysiler, eldivenler, çoraplar, baton, tozluk, mutlaka 2 litre kadar su, ilkyardım malzemesi filan...

Yaklaşık 14 - 15 kg kadar oldu çantam. Bu arada diğer eşyalarımı bavula yerleştirdim. O gece yaylada kalacağımız için otelden çıkış işlemlerini yaptık. Bavulu otelde bırakıp, sırt çantalarımızla minibüslere yerleştik. Minibüsler bizi önce İkizdere Merkezine götürdü. Orada meydanda Gökhancan'ın şarkıları ve tulum eşliğinde horon oynadık. Bu arada horon tepilmez, oynanır. Çok kızıyorlar horon tepme lafına ona göre...

     Bu meydandaki eğlence ve ısınma sonrası İkizdere Kaymakamlığı önünde Belediye Başkanı, Kaymakam ve Organizasyon Komitesi üyeleri konuşma yaptılar. Merak etmeyin kısa kısa konuştular ve hiç bir siyasi cümle kurmadılar. Kaymakam bir arama kurtarma ekibi kurduklarını ve yürüyüşte 2 gün boyunca eşlik edeceklerini söylediğinde "ne gerek var yağğğ" gibi bir şey aklımdan geçirmiş olsam da sonradan durumun gerekliliğini anladım.

     Ve tüm bunlardan sonra tekrar minibüslere binip yürüyüş başlangıç alanına doğru hareket ettik. Yürüyüşün başlayacağı yere minibüslerin çıkabilmesi için iş makinelerinin yolu açtığını ve epey bir maliyeti olduğunu öğrendim. Ve gerçekten muhteşem bir kar manzarası eşliğinde kıvrıla kıvrıla tepelere doğru giden bir yolda "kış masalı" başlamış oldu...

Bu yolda kimsenin özel aracıyla gitmesine izin verilmiyor. Yol gerçekten tecrübeli ve yolu bilen kişilerin gitmesi gereken bir yol. Bir araba yolda kalsa diğer araçların saatlerce yolda kalmasına neden olabilir. Bu arada minibüs ücreti 25 lirayı yine direkt şoföre ödüyoruz.

     Tepeye ulaşınca minibüslerden indik. Ve sürpriz...

Bir kahvaltı masası ve sıcak çayla karşılıyorlar yürüyüş ekibini...

Efendim şimdi etkinlik fotoğraflarındaki bazı kişileri görüp "ya bunlar çıkıp yürüdüyse ben de yürürüm" diyorsunuz ya, demeyin. Gelenlerin bir kısmı orada tepelerde güzel manzaraya karşı fotoğraf çektirip orada bir süre daha kalacak olan minibüslere binip geri gidiyorlar. Saat 15.00'e kadar geri dönüşler için minibüslerin bekleyeceği söylendi. Bu, hem oradan hem de ilk yayladan sonra dönüşler için yapılan bir uygulama...

     Ve evet yürüyüşümüze başladık. Önden hedikli öncü bir grubun olduğu ve yolu açtıkları söylendi. Onları hiç göremedim, hiç o kadar ön taraflarına ulaşamadım. :)Lay lay lom hoplaya zıplaya fotoğraf çeke çeke gittikten bir süre sonra yürüyüş hafiften zorlamaya başladı. Zaten uzun süredir yürümemiştim. Uzun süredir sürekli çıkış olan bir kar yürüyüşü yapmamıştım. Altta dize gelen bir kar, üstte bunaltıp terleten bir güneş, sırtta 15 kg çanta, önde 2 kg fotoğraf makinesiyle tam bir cahil cesareti modunda ilerlemeye çalışıyordum. Ve İlk yaylaya ulaştık. Aşağı Yayla'ydı sanırım adı...

Poyraz Doğa'daki arkadaşlarıma "Burası iyiymiş, burada kalsak ya işte" dedim. Bünyamin Bey "ama çok az yürüdük, 2 saat filan yürüdük" diyerek bu isteğimi anında geri çevirdi. Uysal bir yapım olduğu için kabul ettim zannedilmesin, itiraz etmeye halim yoktu. :)

 

     Ve yürüyüşe devam ettik. Meğer o hallerim iyi hallerimmiş. Abartmıyorum, hiç bitmek tükenmek bilmeyen kar tepelerini aştık. Bazı yerlerde kayarak aşağılara inildi. Bu kayma işi önemli, bazı kazalar olabiliyor. Elinizde batonla kayıyorsanız o batonu nasıl tutacağınızı bilmeniz lazım.

     Arkadaşlar, kardaşlar, abiler, ablalar ilk yayladan sonra yol gerçekten çoook zordu...

Gerçekten diyorum...

Neyse efendim, bir şekilde dinlene dinlene yola devam ettim. Bu arada bizim diğer 2 üyeyle yol boyunca hiç karşılaşmadım. Onlar çok hızlı olduğu için, beni bırakıp gitmişler, sağolsunlar. Gerçi bir ara "siz önden gidin, ben gelirim" gibi bir şey dediğimi hatırlıyorum ama olsun. Bir kadın dağda da olsa kadındır ve "gidin" demişse "gitmeyin yağğğ, beni buralarda yalnız bırakmayın" demektir bu...

     Ulaşacağımız "yaylaya gidince caminin olduğu meydandaki kahveye gideceksiniz" denmişti. Hayatımda hiç bu kadar cami aradığımı hatırlamıyorum. Ve bir cami minaresi gördüğümde hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Allah'ın bir hikmeti deyip karşıma çıkan sanırım 5 kişiye "kahvehane nerede" diye sorduğumu hayal meyal hatırlıyorum. Biri gösterdi yerini...

Farketmemem gayet normalmiş, çünkü karların içine gömülü bir yayla evi ve merdivenler ve açılabilecek kadar kapının önündeki karlar temizlenmiş. 1 gün önceden gelip açmışlar, sağolsunlar. Orada bir kahve içip, biraz kendime geldikten sonra, çantamı sırtlayıp dışarı çıktım.

     Kahveden çıktıktan sonra yine ilk rastladığım kişiye hangi yayla evinde konaklayacağımı sordum. Organizasyonu gerçekleştiren kişilerden Hakan Bey'miş ve Poyraz Doğa üyeleri kendi evinde kalacakmış. Bana ağaç evini tarif etti. "Buradan ilerleyin, yolun sonunda sağdaki ağaç ev." Bu basit tarifi sanırım 3 kez tekrarlattım, çünkü 1 adım fazladan yürümeye halim yoktu. Yoksa zekam ve anlayışım zehir gibidir.

     Yaylada evi olanlar 1 gün önceden gelip evlerin kapısındaki karları temizlemişler. Bir kar koridorundan geçip kapıya ulaşıyorsunuz. Kar yüksekliği evleri karın içine gömecek kadar fazla gerçekten. Evini açan o güzel insanlara çoook teşekkür ediyorummm...

Evinde kaldığım Hakan Bey'e ayrıca teşekkür ediyorum. Çok konforlu bir evdi benim için.

     Evin kapısını açıp girince benden önce gelenleri gördüm. Sobayı yakmışlar, botları, çorapları etrafına dizmişler ve hepsi sobanın etrafındaki sandalyelere oturmuşlar. Sobanın arkasında 2 kişilik epey güzel bir yer var ama kapılmış ve sahiplenilmiş. Eve girdikten sonra her bir eşyamı bir tarafa atıp önce tuvalete koştum. Ama sular / borular donduğu için tuvaleti kullanamıyoruz. Dışarıda uygun bir yer bulup, karların içine yapmamız gerekiyor. Neyse, biraz daha tutabilirim sanırım. En azından hava biraz daha kararsın. :)

     Azıcık ısındıktan sonra bizim grubun beni bırakıp yok olan üyeleri aklıma geldi. Bu arada yürüyüş sırasında telefonumu uçak moduna almıştım. Birilerini aramam gereken bir durum olursa, şarj sorunum olmasın diye...

Uçak modunda unutmuşum telefonu, o derece gözüm hiç bir şeyi görmüyor, düşünün artık. Neyse, telefonumu açınca farkettim ki, merak edip aramışlar ama ulaşamamışlar. Başka bir eve gitmişler. Ben bizim evi (evet, o ev artık bizim) tarif ettim ve hemen geldiler.

     Akşam yemeği herkesin getirdiği yiyeceklerle hazırlandı. Becerikli ve hamarat arkadaşlar yemekle ilgilendi ama benim hiç yiyecek halim yoktu açıkçası...

Sonrasında fotoğraf sergisi olduğunu öğrendiğim Emin Kanbur soba üstünde çok güzel bir muhlama yaptı. Ellerine sağlık...

Kar sularını soba üstünde eriterek su elde ettik ve çay demledik. Mutfak işini kadınlara yıkan erkeklerin sürekli odun taşıması da gayet normal olduğu için odunları onlar taşıdı. Bu arada Hakan Bey büyük gayretlerle evi elektriğe de kavuşturdu. Ama sizin mutlaka kafa feneriniz olmalı, unutmayın sakın.

     Saat 21 gibi köyün meydanında toplandık. Meşaleler yakıldı, havai fişekler atıldı ve tulum eşliğinde horon oynandı. Oynadık. Gerçekten çok güzel bir atmosferdi. Meydandaki etkinlik bitince evimize doğru (evet, bizim evimiz) yol aldık. O kadar şikayet ettim ama etkinliğin sonuna kadar kaldım.

 

 

     Tulum, kemençe ve türkü şöleni evde de devam etti. Gerçekten insanın tüm yorgunluğunu alan "olsun ya, iyi ki gelmişim" dedirten bir evdi bizimki...

Tabi, yarın sabah yürüyüşe başlayana kadar böyle düşündüm. Evdeki herkes farklı fikirlere sahip ve değişik hayat görüşüne sahip olmasına rağmen birbirine karşı kibardı. Bu arada merak edenler için söyleyeyim: Sobanın arkasındaki o güzel yeri ele geçiremedim. Çünkü hiç kalkmadı oradan, bir kez kalktığında da yerini başkasına emanet etti. Ertesi gün bir hamle yapıp biraz keyif yaptım orada da, içimde kalmadı hiç olmazsa...

    Eğlenceli şarkılar eşliğinde gece saat 24:30 olduğunda ben de yukarıdaki kata yatmaya gittim. Bu arada evdeki biz 7 kadının uyku tulumu kullanmasına gerek olmadı. Çünkü üst katta tam 7 kişilik yatak yorgan vardı ve biz orada mışıl mışıl uyuduk. Eğlenceli şarkılar derken, bir ara erkekler birbirlerinin gözlerinin içine bakarak romantik şarkılar söylüyordu ama neyse dağda olan dağda kalır. Ben kahkaha atınca durumun garipliğini farkettiler ama olsun.

     Sabah saat 06 gibi uyandım. 07'de yataktan kalktım. Aşağı indiğimde sobayı yakmışlardı neyse ki, çayı da demlemişler. Sofrayı da kurdular. Valla hepsine teşekkür ediyorum. Bu arada o ayazda dışarı çıkıp tuvalet işini halledip, el-yüz yıkamak, diş fırçalamak hiç kolay değil ona göre...

Gerçi bu, benim beceriksizliğim de olabilir. Çünkü bazıları makyajını bile yapmıştı.

     Neyse efendim, kahvaltımızı yaptık. Ben sadece elma yedim. 2 gündür hiç bir şey yiyemedim gerçekten. Sabah bulaşıklarını yıkamaya gönüllü oldum. Oturduğum yerden az görünmüştü, orada bir eksiğim oldu ama neyse artık...

Mutfağı ve evi de elbirliğiyle pırıl pırıl yaptıktan sonra hazırlanıp çıktık.

    Alanda kocaman bir Türk Bayrağı açıldı ve hepimiz etrafına dizilerek İstiklal Marşımızı okuduk. Çok iyi düşünülmüş. Ve sonra tek sıra halinde tekrar yürüyüşe başladık. Dönüş yolu geldiğimiz yol değildi. Artık hep iniş var, daha kısa ve daha kolay bir yol dediler. Bu arada dünden farklı olarak hafif bir tipi var diye daha sıkı giyindik ama yine güneş açtı.

     Ve o yol benim için daha zor oldu. Sanırım yerlerin çok buzlu olması, çok oyalanarak yürüyor olmam, sırtımda 15 kg taşıyor olmamın filan etkisi olabilir. Ya da kısaca aylardır eve gelip televizyon karşısında film izleyip, kanepeden yatağa gitmiş olmamın da etkisi olabilir. Tam bilemiyorum. Sağa sola bakıp giderken birden Arama Kurtarma Ekibi üyelerinden biriyle karşılaşınca anladım ki, çok arkada kalmışım. "Hani bu üyeler yürüyüşe eşlik ediyordu, hiç biri ortalıkta yok" düşüncemin de yanlışlığı ispatlanmış oldu. Arkada kalınca karşılaşabiliyorsunuz . :)

     "Beni buralarda bırakın gidin, ayı mı kurt mu ne yerse yesin" sözlerimi ciddiye almayıp "sizi bırakamam, benim işim bu, eşlik etmem lazım mecburen" diyen açık sözlü ve sabırlı arama kurtarmacı Çetin Bey'in 15 defa filan "şu virajdan sonra minibüsler, ben sesini bile duyuyorum" laflarıyla parkuru bitirdim. Bünyamin Bey ve Eyüp Bey benden önce bitirmişler ama benim gelmemi beklemişler. Sanırım bir önceki gün "beni niye merak etmiyorsunuz, bunları raporumda tek tek yazacağım" sözlerimin etkisi olmuş olabilir. :)

     Bitmedi. Minibüsler olumsuz yol koşulları nedeniyle daha aşağıda kalmışlar. Çamurlu bir yolda biraz daha yürüyerek minibüse ulaştık ve bindik. Minibüs ücreti 15 lira. Bu arada minibüstekilerin uzun süredir beklediğini öğrendim. Beni beklemiyorlardı, yanlış anlaşılma olmasın. Yine kıvrıla kıvrıla inen kar manzaralı bir yolda otelimize ulaştık.

     Otele tekrar giriş yapıp , aynı arkadaşla odamı paylaştım. Odaya gidip ilk işim tabi ki duş almak oldu. Duş sonrası uzun süre yatağımda pencereden dışarıdaki manzarayı izleyip huzurla uzandım.

     Sonrasında otelin konferans salonunda Emin Kanbur'un Fotoğraf Gösterisi'ni izledik. Ve KARYA yürüyüş rotası ile ilgili bilgilendik. Bu arada otelin girişinde de kendisinin fotoğraf sergisi vardı.

     Akşam yemeği, azıcık müzik ve odama çekildim. Yorgunum yorgun...

Valla mışıl mışıl uyumuşum. Sabah erkenden kalkıp salonda nihayet güzel bir masa kaptım. Kahvaltımı ettikten sonra Termal Otelin termalinden yararlanmak üzere havuza indim. Saat 8 - 10 arası sadece kadınlara özel olan havuzda hiç kimse yoktu. İşte huzur buuu...

Saat 10'da odaya çıkıp bavulumu hazırladım ve dönüş için saat 11'de hazırdık.

     Saat 11'de mecburen hareket ettik. Çünkü Trabzon'a gidecek başka ulaşım yoktu ya da çok yorucu olacaktı. Yine minibüstekilerle ulaşım ücretini bölüştük. Sanırım 25'er lira ödedik. Ve biz 3 kişi Trabzon'da inip meşhur Ahmet Usta'nın yerinde yemeğe oturduk. Valla yemekler lezzetliydi gerçekten. Ünlü olduğu kadar varmış.

     Sonrasında havaalanı ve benim uçağımın 19'da olması nedeniyle epey bir beklemem...

     Ve güzel İstanbul'um...

Rize'deki 3 gün sonrası İstanbul'un havası biraz isli puslu geldi. Ertesi gün de havanın ne kadar kirli olduğunu farkettim ama artık alıştım. Karadeniz'den gelenlerin İstanbul'un havasına laf söylemelerine artık bir şey demeyeceğim.

Teşekkürler: 
Organizasyonu yapan ve her sorunla ilgilenip çözüm bulmaya çalışan Hakan Bey, Hasan Bey ve Ali Rıza Bey'e Programdan haberdar edip orada her şeyle ilgilenen Poyraz Doğa ve Bünyamin Bey'e,

Güzel fotoğraflar çekip, iyi bir yol arkadaşı olan Eyüp Bey'e,

Şarkıları, horonu ve enerjisiyle bizi coşturan Gökhancan'a ve tulum çalan arkadaşa ve kemençeciye, 

Etkinliğe sahip çıkan İkizdere Belediyesi ve Kaymakamlığına,

Uyumlu ve tatlı oda arkadaşım Miyase'ye,

Yayla evini paylaştığım tek tek ismini sayamayacağım uyumlu, hoşsohbet ev arkadaşlarıma Yayla evlerini açan İkizdere halkına,

Yalvarmama rağmen beni yine de ayıya kurda bırakmayan Çetin Bey'e ve arama kurtarma ekibine (arama kurtarmalık bir şeyim olmadı bu arada),

Etkinliğin sponsoru Zorlu Enerji'ye (sponsorsuz hiç bir şey olmuyor)

Teşekkürler... :) :)

Reklam Alanı

ANS Dizayn internet hizmetleri
Copyright 2013, POYRAZ Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü ©    Versiyon 2.0
Soru Sor
konteyner Bizi Google+'da bulun